ÇİNE DOSTFM İSTEK GÖNDER

ÇİNE DOSTFM,İ ÇEPDE DİNLE


DÜRÜSTLÜĞÜN MÜKAFATI

0 yorum

Gencin birisi Kabe'de sürekli,
- "Ey doğruların yardımcısı olan Allah'ım, Ey haramdan sakınanların yardımcısı olan Allah'ım, sana hamdü sena ederim," diye dua ederdi.
Bu durum herkesin dikkatini çeker. Birisi:
- "Neden hep aynı duayı yapıyorsun, başka birşey bilmiyor musun?," diye sorunca; O da anlatır:
Yedi sekiz sene önce yine Kabe'de iken içi altın dolu bir torba buldum. Tam bin altın vardı. İçimden bir ses:
- "Bu altınlarla, şunları şunları yaparsın" diyordu.
Hayır dedim kendi kendime. Bu benim değil. Başkasının malı, kullanmam haram olur dedim. Bu sırada birisi:
- "Şöyle bir torba bulan var mı?" diye bağırıyordu. Çağırdım onu.
- "Nasıl bir torbaydı? İçinde ne vardı?" diye sordum. Torbayı tarif etti ve "İçinde bin altın vardı" dedi.
- "Torban burada." diyerek verdim. Adam torbayı açıp bana otuz altın verdi. Pazara gittim. Temiz yüzlü genç bir esiri överek satıyorlardı. Gencin temizliği dikkatimi çekti. Yanlarına gittim,
- "Bu köle için ne istiyorsunuz?" dedim. "Otuz altın dediler". Adamdan aldığım otuz altını verip genci satın aldım. Bir iki yıl geçti. Genç çok çalışkan, çok edepli idi. Onu aldığıma çok memnun olmuştum. Bir gün onunla giderken karşıdan iki üç kişi geliyordu.
Genç bana dedi ki:
- "Efendim, ben Fas emirinin oğluyum. Bu gelenler babamın adamları. Beni buldular. Senden beni satın almak isterler. Sen iyi bir insansın. Onlara otuz bin altından aşağıya satma." dedi. O kişiler yanıma geldi.
- "Bu esiri bize satar mısın?" dediler. "Satarım." dedim. "Altmış altın verelim." dediler. Ben de "Olmaz." dedim.
- "Sen bunu pazardan otuz altına almadın mı? Biz sana iki mislini veriyoruz" dediler.
- "Öyleyse gidin pazardan alın." dedim. Arttıra arttıra yirmibin altına kadar çıktılar. Otuzbin altından aşağı olmaz dedim. Çaresiz kabul ettiler. Ben o otuzbin altın ile işyerleri açtım. Ticaret yaptım. Daha çok zengin oldum. Bir gün bana arkadaşlarım,
- "Çok zengin bir ailenin iyi bir kızı var. Babası yeni vefat etti. Onunla seni evlendirelim." dediler.
- Ben de "Olur." dedim. Nikah kıyıldı. Deve yükleri çeyizini getirdiler. Çeyiz arasında bir torba dikkatimi çekti. Kıza, "Bu nedir?" dedim.
- "İçinde 970 altın var. Babam Kabe'de bunu kaybetmiş. Bulan gence otuzunu vermiş. Kalanını da bana hediye etti. Çeyizine koyarsın dedi" diye anlattı.
Demek ki bulduğum altınlar benim rızkım imiş. Vermese idim haram yoldan gelecekti. Şimdi helal yoldan yine bana geldi. İşte o dürüstlüğüm ve Allah korkusu sayesinde tüm bu nimetlere ve lütuflara mazhar oldum. Bu yüzden bana yardım edip haramlardan koruyan, nice nimetler ihsan eden yüce Rabbim'e sürekli hamd ederim.
Okuduysanız Beğenip Paylaşalım lütfen, bu güzel hikayeyi herkes okusun.

Sadako ve Kağıttan Bin Turna Kuşu

0 yorum

Sadako ve Kağıttan Bin Turna Kuşu
Eleanor Coerr 
Sadako Sasaki... 
Hiroşimalı binlerce küçük kızdan biri. 1945'te iki yaşındaymış. Yaralanmamış, hastalanmamış. 
Okuluna gidiyormuş güzel güzel. Yıllar geçmiş. 
Sadako, kentinin her gün biraz daha düzeldiğini, yeni yapılar yapıldığını görmüş.
On iki yaşındayken birden hastalanmış. Radyasyonun vücutta yarattığı onulmaz bir hastalıkmış bu. 
Doktorlar, uzmanlar incelemişler, kurtuluş olmadığını anlamışlar. On ikisindeki Sadako ölecek!.. 
Kendi de biliyor bunu! 
Ama Japon geleneğine göre kağıttan bin turna kuşu yapan kişinin dileği muhakkak gerçekleşir. 
Sadako'ya oyalanması için bu inancı veriyor çevresi. Mektuplar alıyor bu konuda. Sadako, hasta yatağında başlıyor kağıttan turnalar yapmaya. 
Çok uğraştım ben, yapamadım o kuşları. 
Bir, iki, üç kez katlıyorsun, kıvırıyorsun, derken bir turna çıkıyor ortaya. 
Sadako günlerce uğraşmış, yüz, iki yüz, beş yüz, altı yüz, tam altı yüz kırk dört ağıt turna yapmış. 
Onlar birbirine bağlanıyor ince ipliklerle, metrelerce uzayan bir kuş dizisi çıkıyor ortaya. 
Sadako Sasaki bin turnayı tamamlarsa ölümden kurtulacağını umut ederek, gece gündüz kağıttan kuşlar yapması geliyor gözümün önüne, 644'üncünün bitişi 645'inciye başlayamamak ve çekip gitmek şu hem güzel, hem çirkin, hem yüce, hem aşağılık dünyadan...

(OKTAY AKBAL)

Ne uzun ilişkiler başarı, ne uzun arkadaşlıklar ödüllü..

0 yorum

Ne uzun ilişkiler başarı, ne uzun arkadaşlıklar ödüllü.. 
zamanla herşey değişir.. fikirler, bakış açıları, yollar.. 
yıllardır görmediğin arkadaşınla frekanslar değişmiş olabilir, görüştüğünle de makas değiştirme zamanı gelmiş olabilir
(tren aynı rayda gitmek zorunda değil ve başka yere varmak için makas gerekebilir..) 
ve aynı şeyleri konuşmaktan zevk alamıyor artık aynı şeylere gülmüyor olabiliriz ya da yoruyor yoruluyor olabiliriz ve bunda da yanlışlık yok.. 
yanlışlık formalite görüşmeler, sahte davranışlar da..
kimseye biŕ şey ispatlamak zorunda da değiliz.. 
zaman zaman mutsuz da olabiliriz keyfimiz de kaçık olabilir... insanız.. 
tolere ettiklerimizi gün gelir etmeyebiliriz...
işte bu yüzden bazen başarı bırakabilmektir.. 
bir şey sizi yoruyor enerjinizi çekiyorsa mutluluk vermiyorsa artık bırakma zamanı gelmiş demektir.. 
iş dahil.. 
tutunduklarimiz bırakmamız gerekenler.. 
Şu zamanın mottosu: Formalite hiçbir şeye geçit yok.. !! Küsen, kızan, alınan alınabilir.. 
no problem.. 
Bizi geliştirmeyen bizi tüketendir..

Güniz Duran

Bu güzel dünyada, hayatınıza giren

0 yorum

Bu güzel dünyada, hayatınıza giren her insanın bir sebebi vardır. İster ilahi yolla olsun ister ibretlik olsun, herkes hayatınıza bir sebep için girer ve daima ortada daha büyük bir amaç vardır.
Bazen biriyle tanışırsınız ve öyle bir şey olur ki ikinizin hayatı da bir anda değişiverir ya da bu insan her şeyi allak bullak eder. 
İster iyi ister kötü algılayın ama her rastlantı size en iyiyi sunabilmek için gelir.
Bu gibi farklı ilişki tipleri hayatınızı ilginç hale getiren ve değiştiren şeylerdir. 
Bazen birileriyle tanışırsınız ve bunu hayatınız boyunca yaşadığınızı veya tevafukun (eşzamanlılık) gücünü tecrübe ettiğinizi hissedersiniz. 
Eşzamanlılık(tevafuk), Carl Jung’un anlamlı rastlantıları açıklayan, evrenin bize yardım etmek için işaretler ve insanlar gönderdiği inancına sahip bir kavramıdır. Kimse kimseye tesadüfen gönderilmez
Böyle derin manaları anlamak sizi daha ileriye yol almanıza ve kendiniz hakkında daha fazla şey öğrenmenize yardımcı olur.
Eğer kendinizi yitik ve kafası karışmış hissediyorsanız hayatınızı tamamıyla değiştirebilecek insanlarla tanışmaya yakın olabilirsiniz.
Belki onların gelişi size ilk bakışta pek fayda etmeyecek ve daha fazla acıya sebep olacak, belki siz de alışılmadık şekilde davranacaksınız ve ancak o kişiyle yollarınız ayrıldığında bir şeyler öğreneceksiniz.
Unutmayın bu tecrübelerin hepsi sizi büyütmek ve tekrar kendi yolunuza koymak içindir.
Sebep
Hayatınıza giren insanın bir sebebi vardır ve bu sebep sizin içinizde saklı bazı şeyleri ifade edebilmenizi sağlamak içindir. Hayatınızda zor bir süreçten geçiyorsanız bazı ruhsal bağlantılar gelebilir ve size bu düşünceli anlarınızda çok yardımcı olabilir. 
Ancak bunun için işaretleri görmelisiniz. Kendi beyninizin içine tıkılıp kalmayın. 
Örneğin, otobüste yanınıza oturan ve konuşmaktan kaçındığınız o yaşlı teyzenin sizinle sohbet etme çabası, size yeni ufuklar açacak bir koridorun anahtarı olabilir…
Süre
Hayatınıza sadece bir süreliğine giren insanlar olacaktır. Hayatınıza belli süreliğine giren bu insanlar sizi uyandıracak kıvılcımı ateşleyecek kişiler olabilir ya da sizin iyiliğiniz adına takip ettiğiniz yolda size bariyerler koyabilir veya yeri geldi mi sizi durdurabilir.
Genellikle bu enerjik bağ o kadar güçlüdür ki çok rahatlıkla hissedersiniz. Bu kişiler bir süreliğine hayatınızda kaldıktan sonra, giderler…
Ömür...
Ömürlük ilişki çok özeldir, huzur içinde akar gider ve neşe verir. Sakindir ve çılgın enerjilere ya da telaşa gerek yoktur. 
Bu ilişkiler size hep iyi hissettirir ve iki taraf da hayat amaçlarına ulaşmak için birbirlerine hizmet ederler.
Bu ilişki tipleri bir ömür sürer, çok nadirdir ve değerlidir. 
Bu bir aşk vasıtasıyla da olabilir, bir arkadaş hatta aile bile olabilir.
Bu gibi bağları tecrübe ederken, insanları etkilemenin en iyi yolu rahatlayıp, kalbinizi sevgiyle doldurmaktır.
Asla ilişkileri zorlamayın, akışına bırakın.
Affedin ve karşılaştığınız herkese sevgi yollayın. 
Hiçbir şey tesadüfen yaşanmaz; her durum, her insan ve her tecrübe sizi olmanız gereken yere götürür.
Ömürlük tabir edilen, bu kişilerle ilişkileriniz bu sebeple çok ama çok özeldir.

Alıntı

Her zaman dışı bilinen ancak içerisi merak uyandıran biri gibi yaşa.

0 yorum

Her zaman dışı bilinen ancak içerisi merak uyandıran biri gibi yaşa. 
Seni susmuşluğundan bilsinler. 
Hep bir tarafın gizli dursun. 
Hep söylemediğin birkaç söz, anlatmadığın yanın olsun. 
Sürekli ulaşmak istedikleri. 
Seni keşfedilmemiş bilsinler. 
Öyle içten gülümseyerek konuş ki, yüzün çıksa kalplerinden, gülüşün silinmesin içlerinden.
Seni mutluluğundan bilsinler. 
En sevdiğin şarkıyı ezberlet.
Kulaklarına sürekli tekrar et. 
Nerede çalsa, onun şarkısı desinler.
Seni kendi şarkının sözlerinden bilsinler. 
Nerede karamsar hava bulsa gir dağıt bulutları.
İyi gelecek hisler sun hayatındakilere.
Seni umudundan bilsinler. 
İnsanlara mutsuzken omzunu, dara düştüklerinde cebini, yardıma ihtiyaç duyduklarında elini aç.
Seni dostluğundan bilsinler. 
Severken iki avucunla, öperken tüm canınla, sarılırken tüm gücünle sarıl. 
Seni sevginden bilsinler. 
Kırdıklarında affederek, yalan söylediklerinde duymayarak, üzmek istediklerinde karşılık vermeyerek geç hayatlarından. 
Seni sabrından bilsinler. 
Kimseden işittiğini başkasına söyleme.
Sana anlatılanı sar, sakla. 
Seni sırdaşlığından bilsinler. 
Ne zaman düşsen, canın yansa, dertler üstüne gelse, yine de dik dur. 
Seni güçlü oluşundan bilsinler. 
Dedikodulara, yalanlara, kötü niyet taşıyanlara duvar olsun kalbin. 
Seni karakterinden bilsinler. 
Kalabalığın içinde neşeyle yürü. 
En küçük şeylerin, en büyük değerler olduğunu öğren. 
Daima küçük kalsın acıların. 
Umutların ise en büyük. 
Seni çocuk yanlarından bilsinler. 
Anne ve babana karşı daima saygılı, nazik, dürüst ve sevecen ol. 
Seni aile bağının kuvvetinden bilsinler.
İşin ne olursan olsun, sanatçı gibi yap. 
Temiz, düzenli, hakkın ve terinle kazan. 
Seni ahlâkından bilsinler. 
En kötü hapishane insanın beynidir. 
Sürekli oku, düşün, anla, empati yap. 
Ölçerek karar ver. 
Haklıdan yana olsun terazin.
Seni adaletinden bilsinler. 
Ne geçmişe dönük yaşa, ne de sadece yarını düşünüp bugünü harca. 
Seni tutarlılığından bilsinler. 
Mutlaka üret. 
En çok insan için. 
Bir ağaç dik, bir küçük canlının kaderini değiştir, Birisi için kahraman ol.
Sen gittiğinde, seni bıraktığın izden bilsinler.

Alıntı

EVİN EN ÖKSÜZÜ BABA'LARDIR !

0 yorum

EVİN EN ÖKSÜZÜ BABA'LARDIR ! 
Babalar en kutsal varlıklar olan Annelerin gölgesinde kalan gizli kahramanlardır!
Evin en öksüzü babalardır, en yalnız, en kimsesizi, herkese kimse olurken. Evin direği olurken kendisi direksizdir, dayanacağı kimsesi pek yoktur. Çünkü o hep güçlü olmak zorundadır. O zayıf olamaz Çünkü o kahramandır, o güçsüz olamaz Çünkü o kahramandır, o ağlayamaz Çünkü o kahramandır, hep kahraman olmak, öyle kalmak zorundadır. Yoksa silebilir herkes onu. Küçümser, erkekten bile saymaz.
Batan gemiyi en son terk eden baba iken, uçan bir balonda, fazla ağırlıkların atılması aksi halde balonun düşme ihtimalinin olduğu anlarda, aileden ilk atılacak kişi babadır.
Hayatını ailesine adasa da, ne eşine ne de çocuklarına yaranabilir tam anlamıyla. Kimsesi kalmaz zaten memleketi belli olduğunda. Hani sormuşlar ya adama nerelisin diye. O da demiş henüz evlenmedim diye. Ne ilk ailesine,ne de yeni ailesine yaranamaz, arada kalır.
Aile içi yetmez gibi, hep annelik yüceltilir onun yanına ayıp olmasın diye babalık da eklenir. Anneler gününün bütün ihtişamına, şatafatına, her yerde vurgulanması ve insanları harekete geçirmesine rağmen, babalar günü unutulur, ya da babalar gününde hatırlanır ve öylesine geçiştirilir.
Evin dış kapı mandalı gibidir çoğu zaman. Evin en yalnızıdır.Bu yüzden en son babalar duymaz mı? Ya saklanır, ya yalan söylenir ya da paylaşma gereği duyulmaz. Bunda elbet hoşgörüsü az babanın da suçu ve katkısı vardır ama yine de ne yapsa yaranamaz, yakınlaşamaz. Belki çocuklarıyla yakınlaşmak ister ama malum ataerkil kurallar, toplum baskısı, utanç duygusu buna engel olur, ne sevdiğini gösterebilir ne de sevilmek istediğini...
Babanın aile de en sevdiği birey kadındır, eşidir. Eşinin ise en sevdiği çocuklarıdır, kendisi değil. En büyük aşk evliliklerinde bile, sevgilisi doğum yaptığında bir anda artık sevgilisi değil, anne olur, kendine biçtiği en büyük rolü olur sevgilisi. 
Baba en çok anneyi sever, anne en çok yavrusunu sever, yavrusu ise en çok eşini sever, eşi ise en çok yavrusunu sever. Bu böyle devam eder durur, hayatın kanunu gereği.
Bir yeri acıyan çocuğun hiç babam dediğini duydunuz mu? Babası yanındayken bile anam demez mi? 
İyi bir işi olması gerekir, zengin olması gerekir. Çocuklar bile birbirlerini heyecanlandırmak için, iki kişinin omuzlarında daha fazla ileri gitmek için, bakalım kimin babası daha zengindir, derler.
Anne ya da çocuklar işsiz olabilir, kimse bunu çok görmez onlara. Ama baba işsiz olamaz. Düşünün erkek çalışır kadın ev hanımı ise sorun yok ama tersi durumda erkekten bile sayılmaz. Evin geçimini karşılamak zorundadır, hem de şartlar ne olursa olsun. Dışarıda onca karşılaştığı kötülük ve güçlüklerle uğraşırken, eve gelip sığınmak, salmak isterken kendini, evde eşinin kaprislerini çekmek, çocukların sorunlarıyla uğraşmak zorunda kalır. 
Belki ağlamak ister onların yanında, onlarla... Yapamaz!
Evin şerefini, evin namusunu korumak zorundadır. Kızının ilk aşkı kendisi olsa da, büyüyünce kızı artık aldatır babasını ve başka gençlere kayar gönlü. Babasına bin bir naz yapan o kız ise sevgilisinin, eşinin her dediğini yapar. Evde yıllarca babası ile çatışan, özgürlüklerini elde etmeye çalışan, oğlu ise eşinin yanında muma döner. En acısı ise yıllarca gözünden bile koruduğu o güzeller güzeli kızını, gözbebeğini gelir adamın biri alır elinden, gözünden sakladığını başka gözlere verir. Değil birinin ona dokunması yan gözle bile bakmasına dayanamayan baba, teslim eder bir başkasına elleriyle. Üstelik bir de düğün dernek yapmak zorundadır, oynamak zorunda kalır sanki eğlenirmiş gibi.
Yıllarca dışarıda deli gibi çalışırken, bebekken hiç büyümeyeceğini düşündüğü yavrularının değiştiğini bile fark edemez, birey olduklarını. Ona bağımlı iken onlar, bir anda bağımsızlıklarını ilan etmeye başlarlar, küçük bir hayal kırıklığıyla karşılar, yapacak bir şey yoktur.
Bizim gibi toplumlarda, erkek evladından çok kızına değer veren, her şeye rağmen onun için her şeyini feda eden babaların önünde sevgiyle eğiliyorum.
Sizler büyük insanlarsınız
Bunca zorluğuna rağmen Baba olabilmiş tüm özel insanlara ithaftır.

Her ne olursa olsun, kendin olmak

0 yorum

Her ne olursa olsun, kendin olmak için asla geç değildir. Bunun zamanı yoktur, istediğin zaman başlayabilirsin. 
Değişebilir ya da aynı kalabilirsin. 
Bu işin bir kuralı yoktur. Hayatımızı iyi ya da kötü yaşayabiliriz. 
Umarım seninki mükemmel olur. Umarım seni şaşırtacak şeyler yaşarsın. 
Umarım daha önce hiç hissetmediğin duygular yaşarsın. 
Umarım hayata başka bir pencereden bakan insanlarla tanışırsın. Umarım gurur duyduğun bir hayat yaşarsın. 
Ve eğer yaşamadığını düşünürsen, umarım içinde her şeye yeniden başlayacak gücü bulursun. 

Benjamin Button’un Tuhaf Hikayesi

Her ne olursa olsun, kendin olmak

0 yorum

Her ne olursa olsun, kendin olmak için asla geç değildir. Bunun zamanı yoktur, istediğin zaman başlayabilirsin. 
Değişebilir ya da aynı kalabilirsin. 
Bu işin bir kuralı yoktur. Hayatımızı iyi ya da kötü yaşayabiliriz. 
Umarım seninki mükemmel olur. Umarım seni şaşırtacak şeyler yaşarsın. 
Umarım daha önce hiç hissetmediğin duygular yaşarsın. 
Umarım hayata başka bir pencereden bakan insanlarla tanışırsın. Umarım gurur duyduğun bir hayat yaşarsın. 
Ve eğer yaşamadığını düşünürsen, umarım içinde her şeye yeniden başlayacak gücü bulursun. 

Benjamin Button’un Tuhaf Hikayesi

YENİ BAKIŞ AÇISI NASIL OLUŞUR?

0 yorum

YENİ BAKIŞ AÇISI NASIL OLUŞUR?
1. Açık olun. Her şeye açık olun. Her ne olursa, başınıza her ne gelirse ona açık olun.
2. Bir şeylere tutunmaya çalışmayın. Bırakın giden gitsin, gelen gelsin.
3. Kalbinizde kalın. Her ne olursa olsun, gerçek hislerinize sadık kalın.
4. Hayatımızdaki insanlar değişecek. Bunun olmasına izin verin ve sürece güvenin. Amaçlarına hizmet etmiş ve artık derinleşip gelişmeyen ilişkilere tutunmak zorunda değiliz.
5. İşlerimiz de değişecek. Yapmakta olduğunuz, ya da eğitimini aldığınız işlere saplanıp kalmayın. Kendinize GERÇEKTEN ne yapmak istediğinizi sorun.
Sizi hangi iş gerçekten mutlu ederdi?
6. Hayatta sevinci arayın. Her ne pahasına olursa olsun sizi mutlu eden şeyi bulun ve onu yapın. Her gün. Her zaman.
7. Düzenli bir şekilde kendinize sessiz kalacağınız bir zaman ayırın ve DİNLEMEYİ öğrenin. Hislerinizi dinleyin, sizi neyin mutlu ettiğine kulak verin. Sezginizin size söylemeye çalıştığı şeyi dinleyin.
8. SEVMEYE cüret edin. Her nerede bulunursanız bulunun, her ne yapıyor olursanız olun sevecen bir varlık olun. Kalbinizi açın ve onu açık tutun.
Bu sahip olduğunuz en büyük korumadır.
9. Mümkün olduğunca çok yükümlülüğünüzü tamamlayıp bitirin. Buna dünyevi, ailevi, mali, spirituel, yükümlülükler dahildir.
Bitirdiğimiz her bir yükümlülük bizi özgürleştirir.
10. Kişisel olarak artık ihtiyaç duymadığınız şeyi bırakın, ya da başkasına verin. Dolaplarınızı, kitaplarınızı, malınızı, mülkünüzü, ilişkilerinizi, taahhütlerinizi, sorumluluklarınızı gözden geçirin ve öz benliğiniz ile uyum içinde olmayan her şeyden kurtulun. Bunu ölçüp tartmanın bir yolu da bir şeyin size bir hafiflik ve sevinç mi, yoksa sıkıntılı bir ağırlık mı verdiğini hissetmektir. Bırakmak harika bir duygu verir ve yeninin yaşamınıza girebilmesi için bir boşluk yaratır.
11. Dürüst ve açık sözlü olun. Kastettiğiniz şeyi söyleyin ve söylediğiniz şeyi kastedin.
Bu dünyada artık daha fazla sahtekarlığa ve ince manipulasyonlara ihtiyacımız yok.
12. Birbirinize saygı gösterin.
Hepimiz muhteşem kozmik varlıklarız. Sadece bazılarımız muhteşem kozmik varlıklarımızı çok iyi tebdil-i kıyafetlerle gizliyoruz. Kendimize ve birbirimize dürüstlük, saygı ve sevgiyle davranalım. Bu yapabileceğimiz en kökten dönüşüm geçiren duygulardan biridir.
13. Güçlü olmaktan korkmayın. Hepimiz güçlüyüz. Hepimiz müthiş yeteneklere sahip son derece muktedir varlıklarız. Hepimizin içinde derin sevgi ve iyilik hazneleri var. Açık, berrak, güçlü, doğru olmamız gerekiyor. Kendimize ve yeteneklerimize güvenmeliyiz.
14. Bağışlama özgürlüğün anahtarıdır. Biraz zaman ayırıp hayatınızdan geçmiş herkesi bağışlayın. Kendinizi bağışlayın. Hepsini kendi benzersiz yolculuğunuzun, size tam da gelişmek, dönüşüm geçirmek ve özgürleşmek için ihtiyacınız olan şeyi veren bir parçası olarak görün.
15. Her şey için şükran duyun. Kimseniz “O” olduğunuz için şükran duyun. Yaşamınızın tüm unsurları için şükran duyun. Tüm deneyimleriniz, ilişkileriniz, çevrenizdeki her türlü güzellik için şükran duyun. Karşılaştığınız her iyi davranış, yaşadığınız her sevgi an’ı, her türlü beslenişiniz için, doğanın verdiği ilham için şükran duyun.
Her an, en karanlık anlarımızda bile şükran duyacak o kadar çok şeye sahibiz ki.
16. Her nerede yapabiliyorsanı z, orada güzellik yaratın. Her sevgi ifadesi gibi, güzel olan her şey gezegenin rezonansını yükseltir.
17. Gezegenin şifalanmaya ihtiyacı olduğunu asla unutmayın, sevgi, şefkat, merhamet, hoşgörü ve alçakgönüllülük en büyük korunma kalkanınız olsun.

alıntıdır..

ARIKIZ KİMDİR ?

0 yorum

SARIKIZ KİMDİR ?
Sarıkız, Çanakkale iline bağlı Ayvacık’ın bir köyünde ailesi ile yaşarken, küçük yaşta annesi vefat eder.

Babası Sarıkız’a “Biliyorsun anneni çok severdim, burada çok hatırası var, anneni unutmam zor oluyor. Buradan göçelim” der ve Kaz Dağları’nın eteğindeki Güre köyünün yakınlarındaki Kavurmacılar köyüne gelerek yerleşirler. 
Burada çobanlık yaparak geçimlerini temin ederler. Köyde çok sevilirler. Köyün yaşlıları, gençleri Sarıkız’ın babasına akıl danışırlar. Köylüler onun ermiş olduğunu düşünürler. Aradan yıllar geçer Sarıkız büyür güzel bir kız olur. Babası da yaşlanır.

Aklında hep hacca gitme fikri vardır. Hacca gidebilmek için namazında niyazında sürekli Allah’a yalvarır. Sarıkız babasının bu isteğini yerine getirmesi için onu teşvik eder. Babasına artık büyüdüğünü kendisine bakabileceğini, daha fazla yaşlanmadan hacca gitmesi gerektiğini söyler. Babası kızını komşusuna emanet eder, hacca gider. O zamanlar hacca gitmek şimdiki gibi değil, belki altı ay, belki de daha fazla, yaya gidiliyor.

Babası hacca gittikten sonra, köyün delikanlıları, Sarıkıza talip olurlar. Sarıkız hiçbirine yüz vermez. Onlarda dedikodu yayarak Sarıkıza iftira ederler.

Baba hacdan dönünce kimse yüzüne bakmaz, selamını almazlar. Sarıkızı teslim ettiği komşusuna bunun sebebini sorduğunda, Sarıkızın kötü yola düştüğünü söyler. Baba günlerce düşünür. Adet olan hac hayrını da yapamaz.

Köyde yaşayabilmesi için namusunu temizlemesi gerekmektedir. Fakat çok sevdiği kızını öldürmeye kıyamaz. Yanına aldığı birkaç kazla, kızını, Kaz Dağının zirvesine götürüp oraya bırakır. Orada yabani hayvanlara yem olacağını düşünür.

Aradan yıllar geçer. Bayramiç tarafından gelen yolcuların dağda yollarını kaybettiklerinde, darda kaldıklarında kendilerine sarı bir kızın yol gösterdiğini, yardım ettiğini söylerler.

Kazlarının olduğunu, hatta bunların bir gün Bayramiç ovasına inerek çiftçilerin mahsülüne zarar verdiğini, köylülerin bu durumu sarıkıza söylemeleri üzerine, Sarıkızın eteğine doldurduğu taşları saçarak, bir avlu oluşturduğunu, kazlarında artık aşağılara inmediğini söylerler. Kaz avlusu diye anılan bu alanın duvar kalıntıları günümüzde bile gözükmektedir.

Bu hikayeleri dinleyen baba, bunun Sarıkız olabileceğini düşünür. Dağın yolunu tutar, zirveye vardığında, duvarlarla çevrili kazların bulunduğu bir alanla karşılaşır. Kızını bugün sarıkız tepe diye anılan yerde bulur. Sarıkız, babasını gördüğüne sevinir. Ona saygı gösterir, hürmet eder.

Babası namaz kılmak için abdest almak ister. Sarıkız, abdest alması için babasının eline su döker. Babası suyun tuzlu olduğunu söyler. Sarıkız aceleden yanlışlıkla denizden aldığını söyler ve testisini vadilere doğru uzatır. Yeni doldurduğu suyu babasının eline döker. Babası buz gibi tatlı suyu tadınca kızının erdiğini anlar.

O sırada siyah kara bir bulut gökyüzünü kaplar, Sarıkız kaybolur. Babası kızının erdiğine, sırrının açığa çıkması nedeniylede kaybolduğuna kanaat getirir. Kızına iftira edildiğini anlar ve köylülere beddua eder. Bugün Kavurmacılar köyünde yaşayan kimse kalmamış, muhtar, köy mührünü, yaşayan kimse kalmadığı için Kaymakamlığa teslim etmiş ve köyün adı kütükten silinmiştir.

Sarıkızın babası üzüntü ile tepelerde dolaşırken bugün Baba tepe denilen yerde ölür. Yöre halkı Sarıkıza ve babasına dağın yassı taşlarını üst üste koyarak mezar yaparlar. Sarıkızın mezarının olduğu tepeye Sarıkız tepe, Babasının bulunduğu tepeye Baba tepe derler. Yöre halkı her yıl ağustos ayında Sarıkızı ve babasını anmak için buralara çıkarlar. Alıntı

ÇEVRENE POZİTİF ENERJİ YAYAN BİRİYSEN EĞER,

0 yorum

ÇEVRENE POZİTİF ENERJİ YAYAN BİRİYSEN EĞER,
DAHA DİKKATLİ OLACAKSIN;

Kafalarında yarattıkları saçma 
bir dünyayı,
senin kafana geçirerek enerjini çalmalarına izin vermeyeceksin..!

Hayatta sadece sorunları olduğunu düşünenleri,
anlamak zorunda bırakmayacaksın kendini..!

Hayatın gerçek bir mucize olduğunu,
şiir gibi güzellikleri bağrında taşıdığını,
hayatın her insana bir şekilde gülümsediğini anlamayanlarla uğraşmayacaksın..!

İlişkilerinde sadece sorunlarını dile getiren, yaşadıkları onca güzelliği yok sayan insanlara 
bir dakikanı bile ayırmayacaksın..!

Hakkında hiç birşey bilmedikleri halde konuşmaya kalkanları susturacaksın..!

Değerinin farkında olmayanlardan,
uzak duracaksın..!
Değerini bilerek yok saymaya çalışanlara ise, haddini bildireceksin..!

Fındık kabuğunu doldurmayan işlerle boğuşmanı sağlamaya çalışan insanları sileceksin defterinden..!

Gülüşlerini çalmaya kalkanları,
çıkaracaksın hayatından..!

İlişkileri bir yük haline getirenleri uzaklaştıracaksın yanından ve ilişkinin mutluluk getirmesi gerektiğini yazacaksın kafana..!

Velhasıl, onca yılını vererek ışıl ışıl bir enerji deposuna çevirdiğin beynini düşünerek, beyinsizlere ezdirmeyeceksin kendini..!
-alıntı-

Sesimi duyan var mı?

0 yorum

20 yıl önce bugün Saat: 03.02’de 7.4 şiddetindeki depremi halen yüreğimizde hissediyoruz
O gün Kocaeli semalarında yükselen, “Sesimi duyan var mı?” sorusu halen kulaklarımızda çınlıyor.
Tarihler 17 Ağustos 1999 Saat: 03.02’yi gösteriyordu… 7.6 şiddetinde gerçekleşen ve 45 saniye süren depremle irkildik gecenin karanlık vaktinde.Sadece Kocaeli değil, Ankara’dan İzmir’e kadar geniş bir bölgede hissedilen Gölcük Depremi’nde 45 saniye koca bir şehri yerle bir etmiş,bütün binalar yıkılmış,sadece camiler ayakta kalabilmişti. Enkazların arasından yükselen yardım çığlıklarına ulaşmak için tek bir cümle yankılanıyordu Kocaeli semalarında; “Sesimi duyan var mı?” Ne bu cümle,nede o gün yaşananlar aradan yıllar geçmesine rağmen unutulmadı,unutulmayacak.

DEPREMİN ÜRKÜTEN TABLOSU
17 Ağustos sabahı korkutan tablo kendisini daha fazla gösterdi. 2010 yılında güncellenen Meclis Araştırma Raporu’na göre Gölcük Depreminde 18 bin 373 kişi hayatını kaybetti, 23 bin 781 kişi yaralandı, 505 kişi sakat kaldı, 285 bin 211 ev,42 bin 902 iş yeri hasar gördü. Depremin sanayinin başkenti Kocaeli’de gerçekleşmesi ise ülkemizin ekonomisini bir hayli zorlamıştı.

52 ÜLKEDEN YARDIM İSTEMİŞTİK!
Türkiye, depremin ardından aralarında Fransa, Almanya, Amerika Birleşik Devletleri, Birleşik Arap Emirlikleri, Azerbaycan, Suudi Arabistan, Yunanistan, Pakistan, Rusya, İngiltere, Malezya, Japonya, Belçika başta olmak üzere toplam 52 ülkeden yardım talep etmiş, depremle birlikte ülkemiz büyük yara almıştı. Büyük acıların yaşandığı Gölcük Depremi 20.’inci yılında da unutulmadı,unutulmayacak..Kocaeli de neler ıluyor sayfasından Alıntıdır.

İRİ "BAMYA" VE ÖZELLİKLERİ...

0 yorum

Bamyayi yemeden 45 yılım geçti cok üzgünüm son 10 yılda yemege başladım geç mi kaldım ne? 
Hastalıklar beni buldu... 
Hani bamyanın minikleri makbuldür ya en pahalı bamyalar en küçükleridir, özenle tek tek ayıklanır minicik bamyalar halbuki en şifalı bamyalar en büyük en ucuz iri iri çekirdekli olanlarıdır, neden mi? 
Bamya çekirdeklerinde üç önemli 'ilaç madde' var; Glutatyon, Lectin ve Quercetin.

Glutatyon, son dönemde kapsül olarak alınması çok 'moda' olan bir madde ki bedenimizin oksitleyici etkilere karşı en önemli savunma mekanizmalarından. Bamyada fazlaca olmakla birlikte birçok gıdada azar azar var ve ben 'hap hakkımızı' gerçek ilaçlarda, besinlerle alamayacağımız bitkisel takviyelerde kullanmamız gerektiğini düşünüyorum. Glutatyon hücrelerimizi oksitlenmeye karşı güçlü bir şekilde koruyor, özellikle karaciğer ve beyin koruyucu etkisine dair önemli bilimsel veriler var.

Lectin meme kanserine karşı koruyucu olduğu bilimsel olarak gösterilmiş bir madde. Quersetin ise, akciğer, mide bağırsak, prostat kanserine ve lenfomalara karşı koruyucu. 
Çekirdekler aynı zamanda demir, fosfor, bakır, K vitamini ve süpriz bir şekilde de protein içeriyor. Vejetaryenler bamya yemeğindeki iri çekirdekleri nohut veya yeşil mercimekle buluşturduğunda 'kıymalı bamya' kadar protein içeriğine sahip bir yemek tüketebilirler, tabii bu da iri bamyalar için geçerli, küçük bamyaların protein içeriği daha düşük.Tarihi antik Mısır dönemine hatta daha da eskilere dayanan bu sebzeye Kleopatra'nın çok düşkün olduğu söyleniyor. 
Bir küçük kase kadar bamyadaki çözünebilir bitkisel lif, günlük lif ihtiyacının %80'ini karşılayacak düzeyde ve bu da hem bağırsak çalışmasını artırması için çok yardımcı hem de kan şekerini dengeleyici bir unsur, ancak bamyanın kan şekerini dengeleyici etkisi sadece bununla sınırlı değildir. İçerisinde pankreasın insülin salgılamasını aktive eden ve hücrelerin insüline hassasiyetini artıran moleküller keşfedildi. Bamyayı çoğunun sevmeyip de ona 'SÜMÜKLÜ BAMYA' demelerini sağlayan bamyadaki jelimsi reçineli maddelerin bağırsakta istenmeyen 'kötü' kolesterolü ve yağları yapıştırma etkisi var, bunları yapıştırıp dışkı ile atılmalarını sağlıyorlar. 
Böylece düzenli tüketimde kandaki kötü kolesterol düşerken iyi kolesterol de artıyor. 
Şifa olsun...
Bilgi paylaştıkça çoğalır...

Alıntıdır.

ÇİNE DOSTFM ÇEPDE DİNLE TIKLA


 
  • Dostfm Haber Müzik Video Komedi Reklam © 2018 | nedimeteyze,yemek.tarifi,çinedostfm.dinle,bitki.faydaları Designer Link, in collaboration with Web Hosting , Blogger Templates and WP Themes | Blogger Tema